23 Mayıs 2010 Pazar

Pilav Günü.

Bugün hayatımın en sıkıcı günlerinden birini yaşadım. Annem kolumdan tutarak zorla eski okulunun pilav gününe götürdü. Bende zorla giyindim falan arabaya bindim yola çıktık. Vardık annemin suratı güldü ehegö tarzı. Okula girdik, annem sanki hazine bulmuş gibi sevindi ve kesinlikle anlam veremediğim bu tepki karşısında hayretler içindeyken bir grup insan üstümüze çullandı. -Okula girmiştik yani, ne bu sevinç? Öğk.- Hepsi asker arkadaşı bulmuş gibi bana sarıldı tek tek, şaşkındım. Ve klasik sorular bombardımanı başladı. Bir adam geldi yanıma. "Kaça gidiyosun sen bakalım." Yaratıcı olamamıştı. "Lise 1" "Aaağ bak benim kızımdan bir yaş büyüksün eheöhö" yaptıktan sonra kaçtı. Birsürü insan daha gelip aynı soruyu sordu, bende yanıtladım. Motora bağlamıştım artık. Başka bir adam daha geldi. Elinde fotograf makinesi vardı. Garip giyimliydi. Sınıfın delisi olma ihtimali büyüktü.

Değişik bir soru sordu tam "Lise bir." cevabını söyleyecekken. "Hangi okula gidiyosun sen bakalım?" Allahım. Farklı bir soru gelmişti. Mutlulukla ellerimi açıp "TANRIM" diye bağırmadan önce cevap vermem gerektiğini hatırladım. "Mimar sinan güzel sanatlar lisesi." Adamın yüzü parladı. "Aağ, bende oranın mezunuyum. Ama bizim zamanımızda akademi bilmemnesi derlerdi. Ondan önce de bilmemne-yi bilmemne-ül bilmemne fakültesi derlerdi. Ondan önce ise, halgkjhjka...-" gerisini inanın hatırlamıyorum. Okulu M. Sinan üniversitesi sanmıştı, ama liseye gittiğimin ve okulumun orasıyla alakası olmadığını anlatacak takatim yoktu. Bayağı bir konuştuktan sonra uyanma vaktim gelmişti. Adam yoktu.

Tekrar şükür duamı yaptım : "Süpaneke yarabbii şükür amin." Bir hayli acıkmıştım. Annem deli gibi insanlarla konuşuyor "EEVEET. Öyle olmuştu dimi. Aaa evet aşıdan kaçmıştım ehehöhö" falan tarzı konuşmalar dönüyordu etrafta. Sahte bir sırıtışla banka çakıldım. Gelen geçen kaça gittiğimi soruyorlardı. Bazıları ismimi sorup "Cansın" yanıtını aldıktan sonra "AAAĞ CANSU HA. GÜZEL İSİM." diyip gidiyorlardı. Cinnet anı yakındı.

Bu arada, gözüme birçok insan kestirdim. Bir apaçi (bayağı bayağı apaçiydi) Bir emo, bir de gothic gördüm aralarında. Gelenlerin çocukları olmalıydılar. Hepsini fotografladım, ahah gülmek için sebep çoktu.Açlıktan karnımın guruldadığını duyduktan sonra yemek dağıtımı işlemini duyup mutlulukla gülümsedim. Sıkıntıdan bayılacaktım artık, açlıktan değil. Y

emeği yedik, kola 6 liraydı çok hoştu yani. Kazığın acısını hissediyordum adeta. Annemse normalde ben ona böyle fiyatlı bir yerde arkadaşlarımla takılırken ağaç muamelesi yapsam kızardı fakat, ben kulağının dibinde dk başı "Hadi gidelim." diyince bana dönüp "YENİ GELDİK. Gitmiycem. - Aaa evet yıldız çok çalışkandı..." diyip devam ediyordu.

Sıkıntı artık bende birşeylerle uğraşma isteği uyandırmıştı. İnsanları inceledim. Tımarhane gibiydi. Tüm okul toplanmıştı. İnsanlar öğretmenlerine -yaşlı başlı insanlardı- "SİZ BENİ İKMALE BIRAKMIŞTINIZ." diye çemkiriyorlardı. -Hadi ama, onlar dün ne yediğini bile hatırlamıyordur, seni nasıl hatırlasın?" Bunca sıkıntılı iş sonrasında sınıflarına çıktılar falan filan, sonra da okuldan çıktık. Okuldan en son çıkanlardandık sanırım. Hatırladıkça iğreniyorum.Annem ve arkadaşı Caddebostan'a gittik. Arkadaşıma kaçıp kurtulmayı planlıyordum. Cadde'de oturuyordu, sadece 5 dk yürümem gerekicekti. Ama değerdi. Evet yapmalıydım. Fakat tüm bu düşüncelerimi RedBull'un düzenlediği bir festivalimsi mallık trafiği felç ettiğinden engelledi. Annemin arkadaşını eve bıraktık, -ki evi bizim okulun yakınındaydı. Birgün de o mevkiye uğramasam eksik kalırdım.- sonra da eve döndük.

Dünyanın en sıkıcı gününü yazmasam psikoloğa gitmem gerekebilirdi. Teşekkürler Blogger. Beni yükten kurtardın. Sana yazamadığım çok ayrıntı var.Olsun.

-Cansın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder